hüzün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hüzün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe

Ten Kokusu

Kız: 
bazen dusuncelerime yenik dusuyorum, belkide bu benim kendime isteyerek verdigim bi yenilgi, cunku dusuncelerim beni her seferinde dipsiz bi kuyuya itiyo, kapkaranlik dapdar, surekli dusuyorum, dususun verdigi hizla saclarim dalgalaniyor, bundan bile mutlu olmaya  calisiyorum cunku bedenim mutlu olmaya ac...

Erkek:  hayatın parmakları geziniyor tenimde, düşerken hissediyorum saçlarım okşayışını. gözlerimden iki damla yaş süzülüyor hızıyla düşmenin, biri aşk diğeri sana olan hasret. gözlerimi kapatıyorum sonra, rüzgar kavrıyor bedenimi, hissediyorum... yaklaşıyorum sensizliğe daha fazla...

  Kız: 
ellerim ayaklarim uyusuyor, hareket halindeyim ama hareket edemiyorum, istiyorum ama ulasamiyorum, bakiyorum bagiriyorum ama duyuramiyorum, uzaniyorum tutamiyorum, kalbimin krizleri sanki dipsizligin icinde yasayan cani bi canavar gibi beni sarip yok etmeye calisyo, ama ben tek bi sey dusunuyorum, sen, senden ne kadar uzaklastigim, ne kadar caba sarfetmem gerektigi sana geri donebilmek icin... 

Erkek:   Ciğerlerim parçalanıyor her adını haykırışımda, ağzıma gelen kan tadı kadar gerçek senin yokluğun... Umutlarım, umutlarım kaybolmamalı, ölüme giderken bile, karanlığa gömülürken bile... Belki tutamayacağım elini bir kez daha, bakamayacağım gözlerine, öpemeyeceğim dudaklarını, hissedemeyeceğim tenini tenimde... Artık ağlayamıyorum bile, gözyaşlarım kurudu gözlerimde... korku yerini hissizliğe bıraktı... daha fazla bulanıyorum sensizliğe...

Kız: 
seni goruyorum, bembeyaz isil isil bir yerdesin, dimdik durmus bana bakip gulumsuyorsun, derken azrail geliyor ve seni benden koparip aliyor, o sirada kalbim yerinden firliyor azraile dogru kosuyorum, ayakarina kapanip yavariyorum onu bende alma diyorum......ve uyaniyorum nefes nefeseyim, kan ter icindeyim sana bakiyorum, tum masumiyetinle misil misil uyuyorsun opmeye korkuyorum uyanirsin diye 
sokuluyorum yavasca, kabus sirasinda ayaklarim ellerim ayaklarim buz gibi olmuss, sokulup isiniyorum,... tekrar uyumak istemiyorum cunku kabusun devamini gormekten korkuyorum

Erkek: 
sonra kararıyor her şey... tekrar açıyorum gözlerimi, yoksun yine... karanlığın dipsiz kuyusunda hala düşüyorum yalnızlığına... Sana aşık olmayı, seni sevmeyi hatırlıyorum tekrar... kurumuş gözyaşı pınarlarım sızlıyor artık hiç gözyaşım kalmadığı için... sessizlik... sadece sessizlik... çıldırtıyor beni, duyamıyorum hiç birşey... neden yoksun ki yanımda... neden aldılar seni benden... biliyorum oradasın, elimi uzatsam tutabilirim belki... sana çok yakınım, ama çok uzağım... korkuyorum... Sensizlik üşütüyor beni, teninin tenimi ısıtmasını özledim yine... Uykumdan uyanıyorum her an senin haykırışını duyarak... korkuyorum... çok korkuyorum...

Kız: 
cesaretle basladim ben bu yola, her ne olursa olsun seninle olmaya, sen den once boslukta savruluyodum, ama sana carptim ve sen beni tum gucunle sarip yanina aldin, sut nasi kahvenin sertligini kiriyorsa sende benin sertligimi yumusatiyosun, vucudumun her zerresi senin icin yazsiyor, beynimin btun hucrelerinde senin adin yaziyo.. bana bak sadece bana bak.... biliyorum.. 
biliyorum... icindeki korku ve korkunun getirdigi aliskanlik seni benden uzaklastiriyo.. dikkat et ben hala burdayim senin yanindayim, bensizlik korkusu seni bensizlige alistiriyo fark et hisset, bedenim sicakliginda kavrulana kadar, tenim catlayana kadr, kolarinda yok olana kadar senin olmak istiyorum...

   Erkek    : 
Sanki teninin kokusuyla doldu bünyem bir anda... bu sonsuz düşüşümde uyandım uykumdan, gözlerim bu kokunun sahibini aradı çaresizlikle... Beyaz, bembeyaz bir ışıkla çevriliydin, evet oradaydın... ellerimi uzattım sana, tut lütfen ellerimi... sarılayım sana doya doya, koklayayım tenini, öpeyim dudaklarından... Nolur gitme, uzaklaşma benden... Boş umutlarla doldurdum bünyemi biliyorum... yine olmayacaksın yanımda, tutmayacaksın elimi... özlemlerimle birlikte kaybolacağım yalnızlıkta... Sarmak istiyorum seni kollarımda, bana gel, okşamak istiyorum saçlarını, bakmak istiyorum bir ömür boyu gözlerine... Tut elimi, bütünleşsin bedenlerimiz, tek vücut olalım bu karanlığa inat...

 Kız: 
sen, senki beni dunyanin tek mutlu varligi ilan eden, senki benim dier yarim olan, senki beni seninle var eden, anlatilamaz duygulari yasatan, ilk gunahim olan sen, damarlarimda dolasan kan gibi, baktigimda gozlerimi kamastiran isik gibi, usudugumde titredigim an yaninda istiyorum seni, sarap gibi akip gitmek istiyorum damarlarinda, kulaklarindaki ruzgarin ugultusu olmak istiyorum her saniye... 
Aldigin koku olmak istiyorum... seninle terlemek istiyorum, bedenimi sennle doldurmak istiyorum, bakiyorum sana, baktikca icim urperiyor nazarim degicek die korkuyorum, goz yasimin tek bir damlasinin binde biri kadar seviyor olsan bile, ben senin icin olmeye hazirim...
  
   Erkek: 
O zaman gel tut ellerimden... çek beni yalnızlığımdan... sarılayım sana, koklayayım saçlarını, kaybolayım gözlerinin içinde... Kaplasın bedenimi varlığının sıcaklığı, ısıt içimi her bakışlarınla... yüreğime dolanan saçların daha da sıksın, durdursun kalbimi... kollarında olsun ölümüm... Yalnız kalmak istemiyorum... istemiyorum sensiz ölmeyi... Mülteci olmasın varlığın bedenimde... akmasın bir damla daha yaş gözlerinden... Asılmasın artık o güzel yüzün... Bir bütün olalım bu karanlığa inat, aşkın kalbimi, tenin tanimi ısıtsın... üşümeyelim sonsuza dek... Düşeceksek beraber düşelim, giderim seninle ölümlerin en büyüğüne bile... ama seni bu kadar istemek bile bencillik geliyor bana... kıyamıyorum seni üzmeye...
  
Kız:
 ben seninle varim, kaybolurum kaybolan sende, bu karanlikta el yordamiyla tutuyorum ellerini... ve gunes parliyor, iste oldu diyoruz... dusunme yalnizligi, biz beraber olucez, cennetin kapilari bizim icin bekliyor olucak, biz sicakligimizla kendimiz kavrulacagiz, gozlerimiz sadece birbirimizi gorucek... bedenimiz sadece birbirimizi hissedicek... biz sevgimizle birbirimizi hak etmis olucaz. 
Tek istedigimiz olan birbirimiz olucaz... aska susamis bedenlerimiz asla doymayacak, kokumuz karisicak, cunku sen ben , ben ise sen olucaz...
  
Erkek       :
Bir bütünüz bedenlerimiz ayrı olsada... soluksuz kalırım sen olmayınca... sıkıca sarıldım anılarına... gevşek tuta ellerini sıkca kavradım... izin vermeyeceğim düşmene, bırakmayacağım karanlıkta seni yalnız... korkma, hep yanındayım ben... kendimi atarım ateşlere, kendi başımı keserim gerekirse... Dinle bak, şehir çok sessiz bu gece... sensiz çok yalnızım, biliyorum... kana kana içeceğiz aşkı, yudum yudum... İçtikçe çoğalacak, içtikçe kaplayacak bedenimizi, içtikçe daha da bütünleşeceğiz... hissediyorum seninde içinde yanan ateşi... kor halindeki sevgini... haydi tutuşturalım sönmeye yüz tutmuş bu ateşi... yeniden yansın bedenimiz alev elev aşk ile... açlığım, susuzluğum, havasızlığım sen olunca kalmayacak... sen benim ihtiyacım olan her şeysin... sen benim damarlarımda dolaşan kansın... ben seninim... sadece senin olacağım...

Kız: 
terin terime karissin, mutlu olalim her saniye, akip gidelim birlikte, haykiralim susmayalim sehrin sessizliginde, yanki yapsin cogalsin sesimiz, geri gelsin bize, sehrin her kosesinde bir ani birakalim bizi hatirlaticak, seninle bastigim yerlri tekrar gezmek istiyorum, cunku sen olmasanda yanimda ben yine hissedecegim sicakligini isinacagim seninle hava civi gibi olsada, hissedecegim seni bedenimin her noktasinda, sinirlerim tutusucaz, seni hissettigimde, ellerim ellerindeyken, bedenim kollarindayken, hic olmadigim kadar gururluyum, mutluyum, dudklarimizdaki harlanan yangini sondurelim, ama atesimizle butun sehri yakalim,

 Erkek       : 
Söndüremesin kimse çıkan yangını... sedece biz ıslah ederiz kendimizi... tutkuyla birleşen dudaklarımızdaki o kor kalbimize ve ütün vücudumuza yayılsın... teninin tenime her değişindeki o ürperme, içimdeki her garip kıpırtı birer kıvılcıma dönüşsün... omzuna kondurduğum öpücükle tutuşan bedenlerimizi paylaşalım... aşkımızın ateşiyle yanıp kavrulan bedenlerimizden düşen her ter damlası bir lav gibi yaksın, eritsin düştüğü yeri... Soğumadan, bir ömür boyu alev alev yanalım... tekrar ve tekrar birleşsin dudaklarımız... soluğunu içimde hissedeyim... yüzüme vuran nefesin yangınımı hafifletsin. Karanlığa inat, yalnızlığa inat, insanlara inat bir bütün olalım, gittikçe büyüen aşkın ilk kıvlıcımlarını devasa yangınlara çevirelim...
 Sonra duralım birden, gözlerimiz birbirini yakalasın, ruhlarımız elele tutuşsun. yüzündeki tebessüme bakarken saçlarını okşayayım ve sevgi kelimeleriyle aşkımı tekrar ve tekrar dile getireyim... sen kollarımdayken korkmuyorum ölümden...
  
Kız:
 ben ne olumden korkuyorum seninle, nede ucurumun kenarinda seninle olmaktan, korkmuyorum hicbir fani beladan, korkmuyorum bunu soylemekten seni deliler gibi seviyor her saniye yanimda istiyorum... umut fonda kalsin, sahnede biz olalim, oyunun sonunda askimizin kulleri yeniden alevlensin, birbirimizi severek yorulalim... mutluluga ulasalim nirvana gibi, yaslanalim beraber...

 Erkek
Tuttum ellerini, bırakmayacağım asla. Aşkın sarmaşık gibi dolandı her yanıma, beni boğar yalnızlığın, öldürür hasretin. Sensiz yaşayamayacağımı biliyorum... Bu hayat sahnesinde sergilenen en güzel oyu olacak aşkımız; saatlerce ayakta alkışlayacak insanlar... Hoş insanlar umrumda bile değil, sen yanımda oldukça hiç birşeye ihtiyacım olmaz. Ay ışığında sevişirken artan vücut sıcaklığımz yüzünden terleyen bedenlerimiz, umrumda değil dünya. Ellerin gezinirken göğsümde, dudakların okşarken dudaklarımı, ne insanlar umrumda olur, de bu dünya... Biliyorum ki cennet bile çekilmez olur sensiz...

Çarşamba

Ne dilediğine dikkat et...

Karanlık ve sıcaklık
nefesinle ısıttığın yüzüm, tutkuyla birleşen dudaklar
gözlerinin içine bakarkenki o acı
zamanın içimizde biriktirdiği özlem
belki sıkıntıların, belki de içilen o yarım biranın etkisi
saçlarımızda gezinen ellerimiz
utangaç, korkarak ama bir o kadar da istekle birbirine temas eden
dokundukça o yumuşak o sıcacık hisle dolan dudaklarımız
ve tekrar tenimize nüfus eden nefesimiz
ve tekrar kavuşan bedenimiz
ve biriken özlemin artık vücutla dile getirilmesi
ve titreyerek girilen yatakta
o tutkunun etkisi ile alev alev
istekli, özgür, bağlı, kararsız, suçlu, masum
ve evet, birbirini isteyen iki beden...
her ateş söner, her yaz biter, hava soğur, kış gelir
tekrar üşür bedenler o soğukta...
Geçici ısınma yöntemleri dener belki
ancak beceremez tekrar o sıcaklığı yakalamayı
ve ağzından dökülen bir kaç kelime olur
"ne istediğine, ne arzu ettiğine dikkat et..."

Cumartesi

Son söz...

tek bir şey... tek bir rica...
başka bir şey yok... gerçekten...
şu boynuma, keskin bir kurban bıçağı ile derin bir kesik at,
ve boşalsın içimde ne varsa o hoşgörülü toprağa,
karışsın kanımla anılarım...
Ondan sonra
belki yangından sonra yeşeren bitkiler gibi
bir fidan oluveririm,
tekrar büyüyüp ağaç olunca da
belki adını kazırsın üzerime,
canımın yanacağını düşünmeden,
...

Cuma

Aklım nerde?

ben de bilmiyorum ki nerde?..
kaybettim, belki kaçtı gitti başımdan...
Sıkılmıştır o küçük kutuya tıkıp,
hep aynı şeyler için çalıştırdığım için onu,
bırakıp gitti belki de beni
ümitlerimle, hayallerimle birlikte...

Cumartesi

Kadehe aşık olan adam...

Doldurdum yine bir kadeh
Hem hüzün hem keder var içinde
Dikip bakınca gözlerimi kadehe
Onun yüzünü görüyorum sürekli
Ve içiyorum, o yüzü görebilmek için
Her kadehte biraz daha netleşiyor
Biraz daha belli ediyor kendini
ve takip ediyor fondipler birbirini
Kadehi tutarken ona dokunuyorum sanki
Gözleri gözlerimde, yine;
Kulağıma fısıldıyor "Seni seviyorum"
Tekrar dikiyorum kadehi
Netleşiyor yüzü, berraklaşıyor sesi
Ve tekrar dolduruyorum, onu tekrar görebilmek için...
Sevgi sözcükleri kaplıyor benliğimi
Unutuyorum dünyayı tutuyorum elini
Mutluyum onunla çünkü seviyor beni...
Sonra birden elimi bırakıyor
Yüzüme bakarken soluyor sevgi sözcükleri
İçimi kaplayan korku sürekli büyüyor
Ve "Seni sevemedim ben" derken,
Doluyor gözlerim, lanet ediyorum dünyaya...
Ben ağlarken o gidiyor arkasına bile bakmadan
Ve anlıyorum ki bir gece daha bitirmişim tüm içkimi
Gerçekler acı bir tokat gibi çarparken yüzüme
Ağlıyorum boş kadehe bakıp
Ve dudaklarımdan dökülen sadece iki kelime oluyor:
"Seni Seviyorum"

Sen

Maneviyatın sarıyor bedenimi
Kendimi güçsüz hissettiğim zaman
Tutunduğum bir ipsin hayata
Sarıyor hayalin tüm benliğimi
Seninle olmak istiyor bu aciz beden
Dokunmak istiyor yanaklarına
Saçlarında gezinmek istiyor bu eller
Seni düşünürken bile 
İncitmekten, Üzmekten korkuyorum
Tutunuyorum varlığının hayaline
Havayla birlikte çekiyorum içime seni
Tüm bedenime yayılıyor varlığının hayali
İzin veriyorum damarlarıma yayılmasına
O sıcacık, gülümseten hissin
Gözlerimi açtığımda bulamıyorum seni
Dokunamıyorum yanaklarına
Gezinemiyor saçlarında ellerim
Tekrar içimdeki umutsuzluk büyümeye
Beni yokluğunun karanlığına
Sensizliğin soğukluğuna bulamaya başlıyor
Üşüyorum sen olmayınca kollarımda
Ellerim titriyor, dizlerim tutmuyor
Ağırlaşıyor bu beden, taşıyamıyorum
Umutlarım sönüyor, karamsarlaşıyorum
Düşüyorum dizlerimin üstüne
Haykırıyorum adını
Başım yerde hıçkırıklara boğularak
Göz yaşlarım ıslatırken çıplak betonu
Hayatım, umutlarım da akıp gidiyor onlarla
Sonra susuyorum yavaş yavaş
İsmini fısıldıyorum kendime titreyen çenemle
Bomboş odanın köşesinde siniyorum duvara
Gerçekler tüm çıplakığıyla gösterirken yüzünü
Birden sesini duyar gibi oluyorum
İçimdeki kelebekler yine hareketleniyor
Çıplak duvarda görüyorum gülen gözlerine
Yaşlı gözlerle,
Acı ve sevinci bir arada yaşıyorum,
Çılgınlar gibi gülüyorum sonra
Ellerim, ellerimi kurtaramıyorum
Sana dokunmak istiyorum dokunamıyorum
Sana aşık olduğum için koydular beni buraya
Sen de ziyaret ediyorsun beni her gün
Sonra kapatıyorum gözlerimi
Maneviyatın sarıyor tekrar bedenimi
Kalbime doluyor varlığın
Kollarımı bağlayan
Şu adi deli gömleği bile engelleyemez artık
Kalbimin atışlarının yavaşlayışını
Gülümsüyorum yüzümden yaşlar akarken
Tekrar düşüyorum dizlerimin üzerine
Kalbimde bir sancı peydah oluyor
Ama acı vermiyor bu sefer
Çünkü geliyorum senin yanına
Yükseleceğim göklere bu dört duvar arasından
Ve geleceğim yanına
Biliyorum göklerdesin, ve izliyorsun beni
Kalbim tamamen durdu
Bedenim yığılırken yere,
Terki diyar eyledi sana ait olan ruhum
Ellerimi uzattım, sana geliyorum
Kabul et beni.

Hayat, paylaştıkça artan tat...

Hepimiz önce karanlık bir mekanda başlarız hayatımıza. Islak dar ve rahatsız edici. Tam alıştım derken birisi çekiverir sizi bu sıcacık mekandan. Parlak ışık gözlerinizi kamaştırır, bakamazsınız bile etrafa. Gözleriniz dağlayan bu ateş bir süre sonra kaybeder yakıcılığını ve görmeye başlarsınız etrafınızı. Devasa kişiler vardır, birisi sürekli sizi bir şeyden korur gibi kolları arasında saklamaktadır. Acıkınca, sizi yasladığı yumuşak duvardaki bir delikten hafif tatlımsı bir şey içmenizi sağlayıp karnınızı doyurur.

Zaman geçtikçe bu kişilere yakınlık duyarsınız. Boyları gittikçe küçülmeye başlar ilk güne göre. Daha sonra size "anne, baba" gibi komik kelimeler söylerler. bir oyundur bu ve siz de oyunu oynamaya çalışırsınız. Yapabildiğiniz zaman da çığlıklar atıp daha fazla tekrarlarlar bu kelimeleri.

Biraz daha küçülünce bu kişilerin isminin anne ve baba olduğunu, size de bir aile dendiğini anlarsınız. artık onlar gibi bir şeyler söyleyebiliyor hatta onlar olmadan gezinebiliyorsunuz.

Oyuncaklarınıza o kadar alışırsınız ki bir gün onlardan ayrılacağınız aklınızın ucuna bile gelmez. sizi "okul" denilen biyere gönderirler. Burada anlayamadığınız şeyler anlatılır önce. sonra onların siizin dilinizde konuşmaya başladığını farkedersiniz. gittikçe küçülmektedir insanlar, yavaş yavaş sizinle aynı boya gelmektedirler...

Şimdi size genç diyorlar. Lise derken Üniverstie dönemlerindesiniz. Burada pek çok sınavın ödülünü alacağınızı düşünürsünüz. Etrafınızda yeni insanlar vardır onlarla tanışmak ve eğlenmek istersiniz.

Zamanla genişler çevreniz. Yeni insanlar tanıyorsunuz, hatta bazıları size daha da samimi geliyor. karşı cinsten biri belki bir ara size çok tatlı bir acı hissettiriyor. Aşık oluyorsunuz.

Mutlu oluyorum derken birden her şey bitiyor. çökmekteyken "arkadaş" olarak tanımladığınız insanlar size destek olmaya başlıyor. acınızı hafifletmek, göz yaşınızı silmek için yanınızdalar. onlar da sizin duygularınızı paylaşıyorlar.

yaşadığınız acı ve üzüntülerin yanında sevinç ve başarılar arkasından tecrübeyi getiriyor. Artık bakış açınızı kontrol edebiliyorsunuz. İnsanlara nasıl davranmanız gerektiğini de. Hak edeni yüceltiyorsonuz, Hak edeni yeriyorsunuz. Kimine değer verseniz de ders alması için sivri dilinizi kullanıyor, kimine de saf iyiliği için aynı şekilde karşılık veriyorsunuz. Büyüyorsunuz...

Artık öyle doluyor ki kafanız insanlarla bildiklerinizi paylaşmak, sıkıntısı olanlara yardım etmek ihtiyacı hissediyorsunuz. Çeşitli vesilelerle tanıştığınız insanlara içinizden geldiğince iyi davranıyor dertlerini aşmaya çalışıyorsunuz. artık aranmaya başlıyorsunuz...

yeri geliyor yardımcı olmak istediğiniz iyi niyetle yaklaştığınız insanlar sizi farklı anlıyor ve olayları başka noktalara çekiyor. üzülüyorsunuz ama bağınızı da kopartıyorsunuz artık...

Artık diğer insanlar sizin boyunuza geldiler. size yetişkin diyorlar...
.............

His

Ömür törpüsüdür severek yaşamak
Her konuda taviz verirsin
Özveride bulunursun sevmek için
Küçük oyunlar oynarsın bazen kızıştırmak için
Çabalarsın daha iyiye gitmeye
Ancak aldığın tepki bir kucak bile olmaz
Düşünürsün nerede hata yaptım diye
Sonra anlarsın, "gerçekten çok sevdim"
Amacın bir şey kazanmak değildir
Sadece sevmektir amacın
İçini ısıtmasına izin vermektir sevginin
Bir pırıltıdır belki gözlerde
Bir sevgi sözcüğüdür dökülen
belkide sıcacık bir öpücük
tek karşılığı sevginin kıymetinin bilinmesidir sevmenin
İçini ne kadar gıdıklasa da bu duygu
Onun içini gıdıklayan başka duyguların gerisinde kalır hep
Her zaman daha azıyla yetinirsin bu yüzden
Sadece onu mutlu etmek istersin
Sevgini göstermek, yüzünde kıvılcımlanan
O nakış gibi tebessümü görmek istersin
Hep seni bulur sıkıcı anlar
Ama sen direnirsin bunlara, dayanağın vardır
Sonra durur ve dersin ki;
"Ben sadece seviyorum"

Yine hayat, yine yaşamak

HAYATA DAİR

Amaçsızlık diz boyu
Hayat seni nere sürüklerse
Gidiyorsun o tarafa
Ama bir durup düşündün mü
Hayat mı sürükleyen seni?

E.ÜNSAL

______________________________

GÖKYÜZÜ

Hava biraz limoni bugün
Sinirinden ağlıyor sanki
Kapımı dövüyor gözyaşları
İç çekişleri üşütüyor biraz
Derin solukları uçuruyor çatıları
Onun kederine ortak oluyorum ben de
Elimde bir şişe bira
Önümde kağıt kalem...

E:ÜNSAL

Hayatın Kalıntıları

Geçiyor günler her zaman daha iyiye gitmesi gerekirken neden daha kötüye gidiyor. Kafamı dağıtmam gerekirken içimdeki her şeyi dışarı dökmem gerekirken neden inadına daha da içeri kenetleniyorlar?
Etrafımdaki herkes üzerime düşüp “geçecek” derken aslında daha kötüye gbidiyorum. Bir arkadaşım bana “Emre herkes yalan söylüyor, geçmeyecek, her duygusal şarkıda ağzına sıçılacak, acısı sürekli içnde kalacak... doğruyu söylüyorum sana bu acı kalıcı” demişti... teşekkür ediyorum o yüce dosta ki bana doğruları söylemiş gerçekten de geçmeyen bitmek bilmeyen bir kanama bir  açık yara var. Korkuyorum her adım beni resmen daha da bir batağa götürüyor...
Zayıflık mıdır bu? Bilmiyorum... Zayıflıktan ziyade gerçeğin ta kendisi bu... Acının ta kendisi...

Biliyorum benim çektiğim sıkıntı ve acı sadece beni ilgilendirir, sadece be bilirim ne yaşadığımı... Bir başkasının umurunda bile olmazken bu acıları yaşamak olgunlaştıracak güya beni... tamamen zırva...

Nedir ya nedir anlamıyorum. Nedir benim gibi neşeli benim gibi pozitif bir adamı karamsar ve negatif yapan. Nedir beni Volkan Konağın Mimoza çiçeği şarkısındaki gibi çekilmez ve nalet bir adam yapan? Bazen bilinenler bilinmezden gelinir, görülene göz kapatılır... ömrünün sönmesi pahasına boşverilir bazen...
Yaptığın seçimler canını yaksa da, öldürse de, içinde bir sıkıntı yaratsa da onu yaşamak zorundasındır. Seni öldürmeyen güçlendirir derler ya, yalan... gerçekten yalan... seni öldürmeyen süründürür...
Iskalanan bir yaşam, karanlığa doğru giden bir güneş, saçmalayan bir bünye, kırıln bir kalp, kaybolan bir güven...
İnsanlara bakarken bile artık şüpheyle korkarak yaklaşıyorum, yüz kaslarımın “gülme” denilen eylemi gerçekleştirmesi sadece fiziki bir reaksiyon olarak kalıyor çünkü gözlerimde o dipsiz hüzün ve keder yerini alıyor yine...

Ağlasam belki bu kadr canım yanmaz ancak bilmiyorum ne yapacağım...

Sanırım ömrümü kısaltmanın bir yolunu aramaktayım...

Hayat neşeli ve eğlenceli ama bana sahne arkasından mendil uzatıyor göz yaşlaımı sileyim diye... O palyaço hikayesindeki palyaçoya döndüğümü hissediyorum artık... İnsanların sıkıntısına çözüm bulup morallerini düzelten o Emrenin moralini kim düzeltecek ki?

Kimse...

Sonu olmayan bir yol, dibi olmayan bir çukur sadece...

Neyse söyleyeceğim şeyi özetleyecek olursam:
Hayatımdaki tüm herşey tersine deöndü mutluluk yerine hüzün neşe yerine keder espriler yerine suskunluk geldi...

Ne narsistlik kaldı, ne güven, ne sevgi ne başka güzel duygular... hepsi gitti...

Geriye kalan; Boş bir kabuk ve bir kaç damla göz yaşı...

Tarih: 19.10.2009