Hayatın bizi nereye sürükleyeceği belli değildir hiç bir zaman... Bir bakmışsın neşelisindir bir bakmışsın hüzünlerde... Ama her zaman belli olan bir şey vardır: kafanın içinde her zaman düşünceler kaynaşır, kıpırdanır... Çıkmak isterler bulundukları yerden... İşte, ben de burada onları kısıldıkları yerden çıkarıyorum...
Perşembe
Mutluyum biliyor musunuz...?
Nedir bu bilmiyorum. Ancak o kadar güzel başladı ki bugün. Muhteşem devam etti aynı hızda... Sanırım mutluyum... Evet evet... Çok mutluyum, çok huzurluyum. Yaşamanın farkına varmak bu olsa gerek. Teşekkür ederim "Antropoloğum" bana bunu hatırlattığın için...
Pazartesi
hayat denilen maratonda 23'ncü turun içindeyim
Çevrende seni mutlu eden, rahat ettiren insanlar oldukça yaşamak denilen o sürekli "ulen çok zor yav" dediğimiz maratonda koşmaya devam eder insan. Neden mi? çünkü yanında sana o maratonda eşlik eden, etmiyosa bile öyle görünüp seni yüreklendiren veya köşede nefesi tıkanmış ve ilerlemek isteyen ancak ilerleyemeyen ve bunu görüp kolundan tutup "hadi gel beraber koşalım" dediğin insanlar senin bir adım daha atmana sebeptir. Bazen arkana baktığında sen yorulunca kolundan tutup çekecek kişi ararsın ve bulamazsın, gitmiştir o insan... hatta sana herkesten daha da yakındır ya, işte o olmasa bile her zaman seni bir süre daha koşturacak insan olacaktır.
Unutma ki hayat bir maraton, unutma ki sürekli mızmızlanıp yakınacağız ve unutma ki hepimiz o final çizgisine gelip o bitiş şeridini göğüsleyeceğiz. Ha, ne zaman mı? İşte herkesin atacağı tur sayısı farklı ben daha 23ncü turun içerisindeyim bakalım kaç tur daha gideceğiz :)
Unutma ki hayat bir maraton, unutma ki sürekli mızmızlanıp yakınacağız ve unutma ki hepimiz o final çizgisine gelip o bitiş şeridini göğüsleyeceğiz. Ha, ne zaman mı? İşte herkesin atacağı tur sayısı farklı ben daha 23ncü turun içerisindeyim bakalım kaç tur daha gideceğiz :)
Çarşamba
Ne dilediğine dikkat et...
Karanlık ve sıcaklık
nefesinle ısıttığın yüzüm, tutkuyla birleşen dudaklar
gözlerinin içine bakarkenki o acı
zamanın içimizde biriktirdiği özlem
belki sıkıntıların, belki de içilen o yarım biranın etkisi
saçlarımızda gezinen ellerimiz
utangaç, korkarak ama bir o kadar da istekle birbirine temas eden
dokundukça o yumuşak o sıcacık hisle dolan dudaklarımız
ve tekrar tenimize nüfus eden nefesimiz
ve tekrar kavuşan bedenimiz
ve biriken özlemin artık vücutla dile getirilmesi
ve titreyerek girilen yatakta
o tutkunun etkisi ile alev alev
istekli, özgür, bağlı, kararsız, suçlu, masum
ve evet, birbirini isteyen iki beden...
her ateş söner, her yaz biter, hava soğur, kış gelir
tekrar üşür bedenler o soğukta...
Geçici ısınma yöntemleri dener belki
ancak beceremez tekrar o sıcaklığı yakalamayı
ve ağzından dökülen bir kaç kelime olur
"ne istediğine, ne arzu ettiğine dikkat et..."
nefesinle ısıttığın yüzüm, tutkuyla birleşen dudaklar
gözlerinin içine bakarkenki o acı
zamanın içimizde biriktirdiği özlem
belki sıkıntıların, belki de içilen o yarım biranın etkisi
saçlarımızda gezinen ellerimiz
utangaç, korkarak ama bir o kadar da istekle birbirine temas eden
dokundukça o yumuşak o sıcacık hisle dolan dudaklarımız
ve tekrar tenimize nüfus eden nefesimiz
ve tekrar kavuşan bedenimiz
ve biriken özlemin artık vücutla dile getirilmesi
ve titreyerek girilen yatakta
o tutkunun etkisi ile alev alev
istekli, özgür, bağlı, kararsız, suçlu, masum
ve evet, birbirini isteyen iki beden...
her ateş söner, her yaz biter, hava soğur, kış gelir
tekrar üşür bedenler o soğukta...
Geçici ısınma yöntemleri dener belki
ancak beceremez tekrar o sıcaklığı yakalamayı
ve ağzından dökülen bir kaç kelime olur
"ne istediğine, ne arzu ettiğine dikkat et..."
İçeriği:
acı,
aşk,
be careful,
cranberries,
dolores,
emre ünsal,
hasret,
hüzün,
ölüm,
öpücük,
özlem
hayat müşterektir... başkalarının kararlarını uygulamaya devam edersen her şey kayıp gider avuçlarından... kendin olamadan gelgitlerle dolarsın işte... sonra bir de bakmışsın ki o boş sahilde, denizin kıyıya sürüklediği boş deniz kabuklarından biri olmuşsun... şekli güzel, içinde denizin uğultusunu taşıyan ancak boş ve yalnız... kırılgan... ve bir gün o boş denz kabuğunu dolduran yengece boyun eğmek zorunda kalırsın, o nereye giderse sen de oraya gidersin... seni sevdiği için değil, sana ihtiyacı olduğu için, çıkarı olduğu için seninledir.... Veya bir koleksiyoncunun kutusudur yerin, senin gibi boş, yalnız, sessiz binlerce deniz kabuğunun yanında...
Hayatın közünü yenilemek...
Hayat bir nargile gibi değil midir ? Çekersin ve sonra salarsın geri dertleri de, mutluluğu da... eğer yakarsan umutlarını, hayallerini, kalıkalı verirsen ortada, o en iyi arkadaşlar tütünlüğü çıkarıp üflerler, sadece hafiflesin nargilen diye, çünkü ellerinden gelen o dur... Azim de nedir biliyor musunuz? Hani nargilen yanar da sen temizlemeye çalışırsın, işte azim de böyle bir şey... ya bırakırsın tamamen hayatını yarım bir nargile gibi, ya da arkadaşlarının üflediği o acı küllerin dinlenip, o yanmış tadın geçmesini hafiflemesini bekleyip tekrar köz ekersin nargileye...
Kalbime damlayan bir şarkı...
Gece gece nerden geldi bilinmez ama Hümeyra'dan "Sevdim seni bir kere" parçasını dinleyesim geldi. Kalbime damlayan bir parça... İçimi hem ısıttı hem acıttı biraz... Ah bir de bira olsa şimdi ne güzel gider eski 45likler yanında...
O zaman hadi bir kere de beraber söyleyelim mi?
"Sevdim seni bir kere
Başkasını sevemem
Deli diyorlar bana
Desinler değişemem
Desinler değişemem
Daha yolun başındasın
Değişirsin diyorlar
Oysa sana çıkıyor
Bildiğim bütün yollar
Sevgi anlaşmak değildir
Nedensiz de sevilir
Bazen küçük bir an için
Ömür bile verilir"
ve ardından kocaman bir sessizlik...
O zaman hadi bir kere de beraber söyleyelim mi?
"Sevdim seni bir kere
Başkasını sevemem
Deli diyorlar bana
Desinler değişemem
Desinler değişemem
Daha yolun başındasın
Değişirsin diyorlar
Oysa sana çıkıyor
Bildiğim bütün yollar
Sevgi anlaşmak değildir
Nedensiz de sevilir
Bazen küçük bir an için
Ömür bile verilir"
ve ardından kocaman bir sessizlik...
Cumartesi
Son söz...
tek bir şey... tek bir rica...
başka bir şey yok... gerçekten...
şu boynuma, keskin bir kurban bıçağı ile derin bir kesik at,
ve boşalsın içimde ne varsa o hoşgörülü toprağa,
karışsın kanımla anılarım...
Ondan sonra
belki yangından sonra yeşeren bitkiler gibi
bir fidan oluveririm,
tekrar büyüyüp ağaç olunca da
belki adını kazırsın üzerime,
canımın yanacağını düşünmeden,
...
başka bir şey yok... gerçekten...
şu boynuma, keskin bir kurban bıçağı ile derin bir kesik at,
ve boşalsın içimde ne varsa o hoşgörülü toprağa,
karışsın kanımla anılarım...
Ondan sonra
belki yangından sonra yeşeren bitkiler gibi
bir fidan oluveririm,
tekrar büyüyüp ağaç olunca da
belki adını kazırsın üzerime,
canımın yanacağını düşünmeden,
...
Cuma
Aklım nerde?
ben de bilmiyorum ki nerde?..
kaybettim, belki kaçtı gitti başımdan...
Sıkılmıştır o küçük kutuya tıkıp,
hep aynı şeyler için çalıştırdığım için onu,
bırakıp gitti belki de beni
ümitlerimle, hayallerimle birlikte...
kaybettim, belki kaçtı gitti başımdan...
Sıkılmıştır o küçük kutuya tıkıp,
hep aynı şeyler için çalıştırdığım için onu,
bırakıp gitti belki de beni
ümitlerimle, hayallerimle birlikte...
Pazartesi
Rezillik Felsefesi
Rezillik aslında bir dogmatik felsefedir. İnsanın kendini rezil görmesi, eksiklerini bilmesi ve ortaya koyması ve göstermesi karşısındaki insanların o zayıf yönleri umursamadığını düşünmesine sebep olur ve senin o zayıf yönlerinle uğraşmazlar çünkü sen onları zaten sumuşsundur ortaya...
İnsanlara tutacak kemik bırakmama felsefesi olan "rezillik" ünlü düşünürlerden Eunsal tarafından ortaya koyulmuştur...
Eunsal'a göre, bütün insanlar özgündür, ve orijinaldir. Taklit etme yetilerini kullanarak öğrenirler ve bunları karıştırarak orijinal ve kişisel bir davranış oluştururlar. ya toplumsal ya da ailesel baskılarla seçerek şekillendirirler. Ancak buna rağmen, en düzgün insan bile bir başkası için rezil görünür. İşte burada insan kendisinin başkalarına göre rezil tutumunu saklamaz, bundan utanmaz. Kendini sever ve kabul eder. İşte bu, rezilliği kabul etmektir. Ve kişi kendinden utanmayıp çekinmediği için insanlardan kimse üzerine gitmek istemez.
Rezillik felsefesi son zamanlarda gittikçe yaygınlaşmakta, özgün düşünen insanları bünyesine katmaktadır.
Rezillik Felsefesi'nin müdavimleri:
Leonardo Da Vinci
Wolfgang Amadeus Mozart
Pablo Picasso
H.R. Giger
Tim Burton
İnsanlara tutacak kemik bırakmama felsefesi olan "rezillik" ünlü düşünürlerden Eunsal tarafından ortaya koyulmuştur...
Eunsal'a göre, bütün insanlar özgündür, ve orijinaldir. Taklit etme yetilerini kullanarak öğrenirler ve bunları karıştırarak orijinal ve kişisel bir davranış oluştururlar. ya toplumsal ya da ailesel baskılarla seçerek şekillendirirler. Ancak buna rağmen, en düzgün insan bile bir başkası için rezil görünür. İşte burada insan kendisinin başkalarına göre rezil tutumunu saklamaz, bundan utanmaz. Kendini sever ve kabul eder. İşte bu, rezilliği kabul etmektir. Ve kişi kendinden utanmayıp çekinmediği için insanlardan kimse üzerine gitmek istemez.
Rezillik felsefesi son zamanlarda gittikçe yaygınlaşmakta, özgün düşünen insanları bünyesine katmaktadır.
Rezillik Felsefesi'nin müdavimleri:
Leonardo Da Vinci
Wolfgang Amadeus Mozart
Pablo Picasso
H.R. Giger
Tim Burton
Ben 10 benim karakteri çalmış lan!
Oha, 4-5 yıl önce çizdiğim bir karakteri, daha bugün izlediğim bi çizgi filmde görmek :S Koskoca prodüksüyonlar yalanmış, fiyaskoymuş...
Ulan ne bedbaht bi adamım ben yav :S
İşte Benim karakterim
Ben bu karakteri 2006 yılında bilgisayarda mouse tıklamalarıyla yapmıştım. Vay be demek sen de meşhur olacaktın ha evladım...
Ve işte Ben10 isimli çizgi filmdeki karakter
Koskoca Ben10 çizgi filmini yaratırken benden faydalanmış herifler... Ulan bi teşekkür etseniz haberdar etseniz para bile istemezdim...
Ulan ne bedbaht bi adamım ben yav :S
İşte Benim karakterim
Ben bu karakteri 2006 yılında bilgisayarda mouse tıklamalarıyla yapmıştım. Vay be demek sen de meşhur olacaktın ha evladım...
Ve işte Ben10 isimli çizgi filmdeki karakter
Koskoca Ben10 çizgi filmini yaratırken benden faydalanmış herifler... Ulan bi teşekkür etseniz haberdar etseniz para bile istemezdim...
Günün özlü ve pozlu sözü
Beni çekemeyenler DIGITURK(dijitürk)e abone olsun, orda daha net gösteriyorum
Cumartesi
Kadehe aşık olan adam...
Doldurdum yine bir kadeh
Hem hüzün hem keder var içinde
Dikip bakınca gözlerimi kadehe
Onun yüzünü görüyorum sürekli
Ve içiyorum, o yüzü görebilmek için
Her kadehte biraz daha netleşiyor
Biraz daha belli ediyor kendini
ve takip ediyor fondipler birbirini
Kadehi tutarken ona dokunuyorum sanki
Gözleri gözlerimde, yine;
Kulağıma fısıldıyor "Seni seviyorum"
Tekrar dikiyorum kadehi
Netleşiyor yüzü, berraklaşıyor sesi
Ve tekrar dolduruyorum, onu tekrar görebilmek için...
Sevgi sözcükleri kaplıyor benliğimi
Unutuyorum dünyayı tutuyorum elini
Mutluyum onunla çünkü seviyor beni...
Sonra birden elimi bırakıyor
Yüzüme bakarken soluyor sevgi sözcükleri
İçimi kaplayan korku sürekli büyüyor
Ve "Seni sevemedim ben" derken,
Doluyor gözlerim, lanet ediyorum dünyaya...
Ben ağlarken o gidiyor arkasına bile bakmadan
Ve anlıyorum ki bir gece daha bitirmişim tüm içkimi
Gerçekler acı bir tokat gibi çarparken yüzüme
Ağlıyorum boş kadehe bakıp
Ve dudaklarımdan dökülen sadece iki kelime oluyor:
"Seni Seviyorum"
Hem hüzün hem keder var içinde
Dikip bakınca gözlerimi kadehe
Onun yüzünü görüyorum sürekli
Ve içiyorum, o yüzü görebilmek için
Her kadehte biraz daha netleşiyor
Biraz daha belli ediyor kendini
ve takip ediyor fondipler birbirini
Kadehi tutarken ona dokunuyorum sanki
Gözleri gözlerimde, yine;
Kulağıma fısıldıyor "Seni seviyorum"
Tekrar dikiyorum kadehi
Netleşiyor yüzü, berraklaşıyor sesi
Ve tekrar dolduruyorum, onu tekrar görebilmek için...
Sevgi sözcükleri kaplıyor benliğimi
Unutuyorum dünyayı tutuyorum elini
Mutluyum onunla çünkü seviyor beni...
Sonra birden elimi bırakıyor
Yüzüme bakarken soluyor sevgi sözcükleri
İçimi kaplayan korku sürekli büyüyor
Ve "Seni sevemedim ben" derken,
Doluyor gözlerim, lanet ediyorum dünyaya...
Ben ağlarken o gidiyor arkasına bile bakmadan
Ve anlıyorum ki bir gece daha bitirmişim tüm içkimi
Gerçekler acı bir tokat gibi çarparken yüzüme
Ağlıyorum boş kadehe bakıp
Ve dudaklarımdan dökülen sadece iki kelime oluyor:
"Seni Seviyorum"
Sen
Maneviyatın sarıyor bedenimi
Kendimi güçsüz hissettiğim zaman
Kendimi güçsüz hissettiğim zaman
Tutunduğum bir ipsin hayata
Sarıyor hayalin tüm benliğimi
Seninle olmak istiyor bu aciz beden
Dokunmak istiyor yanaklarına
Saçlarında gezinmek istiyor bu eller
Seni düşünürken bile
İncitmekten, Üzmekten korkuyorum
Tutunuyorum varlığının hayaline
Havayla birlikte çekiyorum içime seni
Tüm bedenime yayılıyor varlığının hayali
İzin veriyorum damarlarıma yayılmasına
O sıcacık, gülümseten hissin
Gözlerimi açtığımda bulamıyorum seni
Dokunamıyorum yanaklarına
Gezinemiyor saçlarında ellerim
Tekrar içimdeki umutsuzluk büyümeye
Beni yokluğunun karanlığına
Sensizliğin soğukluğuna bulamaya başlıyor
Üşüyorum sen olmayınca kollarımda
Ellerim titriyor, dizlerim tutmuyor
Ağırlaşıyor bu beden, taşıyamıyorum
Umutlarım sönüyor, karamsarlaşıyorum
Düşüyorum dizlerimin üstüne
Haykırıyorum adını
Başım yerde hıçkırıklara boğularak
Göz yaşlarım ıslatırken çıplak betonu
Hayatım, umutlarım da akıp gidiyor onlarla
Sonra susuyorum yavaş yavaş
İsmini fısıldıyorum kendime titreyen çenemle
Bomboş odanın köşesinde siniyorum duvara
Gerçekler tüm çıplakığıyla gösterirken yüzünü
Birden sesini duyar gibi oluyorum
İçimdeki kelebekler yine hareketleniyor
Çıplak duvarda görüyorum gülen gözlerine
Yaşlı gözlerle,
Acı ve sevinci bir arada yaşıyorum,
Çılgınlar gibi gülüyorum sonra
Ellerim, ellerimi kurtaramıyorum
Sana dokunmak istiyorum dokunamıyorum
Sana aşık olduğum için koydular beni buraya
Sen de ziyaret ediyorsun beni her gün
Sonra kapatıyorum gözlerimi
Maneviyatın sarıyor tekrar bedenimi
Kalbime doluyor varlığın
Kollarımı bağlayan
Şu adi deli gömleği bile engelleyemez artık
Kalbimin atışlarının yavaşlayışını
Gülümsüyorum yüzümden yaşlar akarken
Tekrar düşüyorum dizlerimin üzerine
Kalbimde bir sancı peydah oluyor
Ama acı vermiyor bu sefer
Çünkü geliyorum senin yanına
Yükseleceğim göklere bu dört duvar arasından
Ve geleceğim yanına
Biliyorum göklerdesin, ve izliyorsun beni
Kalbim tamamen durdu
Bedenim yığılırken yere,
Terki diyar eyledi sana ait olan ruhum
Ellerimi uzattım, sana geliyorum
Kabul et beni.
Sarıyor hayalin tüm benliğimi
Seninle olmak istiyor bu aciz beden
Dokunmak istiyor yanaklarına
Saçlarında gezinmek istiyor bu eller
Seni düşünürken bile
İncitmekten, Üzmekten korkuyorum
Tutunuyorum varlığının hayaline
Havayla birlikte çekiyorum içime seni
Tüm bedenime yayılıyor varlığının hayali
İzin veriyorum damarlarıma yayılmasına
O sıcacık, gülümseten hissin
Gözlerimi açtığımda bulamıyorum seni
Dokunamıyorum yanaklarına
Gezinemiyor saçlarında ellerim
Tekrar içimdeki umutsuzluk büyümeye
Beni yokluğunun karanlığına
Sensizliğin soğukluğuna bulamaya başlıyor
Üşüyorum sen olmayınca kollarımda
Ellerim titriyor, dizlerim tutmuyor
Ağırlaşıyor bu beden, taşıyamıyorum
Umutlarım sönüyor, karamsarlaşıyorum
Düşüyorum dizlerimin üstüne
Haykırıyorum adını
Başım yerde hıçkırıklara boğularak
Göz yaşlarım ıslatırken çıplak betonu
Hayatım, umutlarım da akıp gidiyor onlarla
Sonra susuyorum yavaş yavaş
İsmini fısıldıyorum kendime titreyen çenemle
Bomboş odanın köşesinde siniyorum duvara
Gerçekler tüm çıplakığıyla gösterirken yüzünü
Birden sesini duyar gibi oluyorum
İçimdeki kelebekler yine hareketleniyor
Çıplak duvarda görüyorum gülen gözlerine
Yaşlı gözlerle,
Acı ve sevinci bir arada yaşıyorum,
Çılgınlar gibi gülüyorum sonra
Ellerim, ellerimi kurtaramıyorum
Sana dokunmak istiyorum dokunamıyorum
Sana aşık olduğum için koydular beni buraya
Sen de ziyaret ediyorsun beni her gün
Sonra kapatıyorum gözlerimi
Maneviyatın sarıyor tekrar bedenimi
Kalbime doluyor varlığın
Kollarımı bağlayan
Şu adi deli gömleği bile engelleyemez artık
Kalbimin atışlarının yavaşlayışını
Gülümsüyorum yüzümden yaşlar akarken
Tekrar düşüyorum dizlerimin üzerine
Kalbimde bir sancı peydah oluyor
Ama acı vermiyor bu sefer
Çünkü geliyorum senin yanına
Yükseleceğim göklere bu dört duvar arasından
Ve geleceğim yanına
Biliyorum göklerdesin, ve izliyorsun beni
Kalbim tamamen durdu
Bedenim yığılırken yere,
Terki diyar eyledi sana ait olan ruhum
Ellerimi uzattım, sana geliyorum
Kabul et beni.
Hayat, paylaştıkça artan tat...
Hepimiz önce karanlık bir mekanda başlarız hayatımıza. Islak dar ve rahatsız edici. Tam alıştım derken birisi çekiverir sizi bu sıcacık mekandan. Parlak ışık gözlerinizi kamaştırır, bakamazsınız bile etrafa. Gözleriniz dağlayan bu ateş bir süre sonra kaybeder yakıcılığını ve görmeye başlarsınız etrafınızı. Devasa kişiler vardır, birisi sürekli sizi bir şeyden korur gibi kolları arasında saklamaktadır. Acıkınca, sizi yasladığı yumuşak duvardaki bir delikten hafif tatlımsı bir şey içmenizi sağlayıp karnınızı doyurur.
Zaman geçtikçe bu kişilere yakınlık duyarsınız. Boyları gittikçe küçülmeye başlar ilk güne göre. Daha sonra size "anne, baba" gibi komik kelimeler söylerler. bir oyundur bu ve siz de oyunu oynamaya çalışırsınız. Yapabildiğiniz zaman da çığlıklar atıp daha fazla tekrarlarlar bu kelimeleri.
Biraz daha küçülünce bu kişilerin isminin anne ve baba olduğunu, size de bir aile dendiğini anlarsınız. artık onlar gibi bir şeyler söyleyebiliyor hatta onlar olmadan gezinebiliyorsunuz.
Oyuncaklarınıza o kadar alışırsınız ki bir gün onlardan ayrılacağınız aklınızın ucuna bile gelmez. sizi "okul" denilen biyere gönderirler. Burada anlayamadığınız şeyler anlatılır önce. sonra onların siizin dilinizde konuşmaya başladığını farkedersiniz. gittikçe küçülmektedir insanlar, yavaş yavaş sizinle aynı boya gelmektedirler...
Şimdi size genç diyorlar. Lise derken Üniverstie dönemlerindesiniz. Burada pek çok sınavın ödülünü alacağınızı düşünürsünüz. Etrafınızda yeni insanlar vardır onlarla tanışmak ve eğlenmek istersiniz.
Zamanla genişler çevreniz. Yeni insanlar tanıyorsunuz, hatta bazıları size daha da samimi geliyor. karşı cinsten biri belki bir ara size çok tatlı bir acı hissettiriyor. Aşık oluyorsunuz.
Mutlu oluyorum derken birden her şey bitiyor. çökmekteyken "arkadaş" olarak tanımladığınız insanlar size destek olmaya başlıyor. acınızı hafifletmek, göz yaşınızı silmek için yanınızdalar. onlar da sizin duygularınızı paylaşıyorlar.
yaşadığınız acı ve üzüntülerin yanında sevinç ve başarılar arkasından tecrübeyi getiriyor. Artık bakış açınızı kontrol edebiliyorsunuz. İnsanlara nasıl davranmanız gerektiğini de. Hak edeni yüceltiyorsonuz, Hak edeni yeriyorsunuz. Kimine değer verseniz de ders alması için sivri dilinizi kullanıyor, kimine de saf iyiliği için aynı şekilde karşılık veriyorsunuz. Büyüyorsunuz...
Artık öyle doluyor ki kafanız insanlarla bildiklerinizi paylaşmak, sıkıntısı olanlara yardım etmek ihtiyacı hissediyorsunuz. Çeşitli vesilelerle tanıştığınız insanlara içinizden geldiğince iyi davranıyor dertlerini aşmaya çalışıyorsunuz. artık aranmaya başlıyorsunuz...
yeri geliyor yardımcı olmak istediğiniz iyi niyetle yaklaştığınız insanlar sizi farklı anlıyor ve olayları başka noktalara çekiyor. üzülüyorsunuz ama bağınızı da kopartıyorsunuz artık...
Artık diğer insanlar sizin boyunuza geldiler. size yetişkin diyorlar...
.............
Zaman geçtikçe bu kişilere yakınlık duyarsınız. Boyları gittikçe küçülmeye başlar ilk güne göre. Daha sonra size "anne, baba" gibi komik kelimeler söylerler. bir oyundur bu ve siz de oyunu oynamaya çalışırsınız. Yapabildiğiniz zaman da çığlıklar atıp daha fazla tekrarlarlar bu kelimeleri.
Biraz daha küçülünce bu kişilerin isminin anne ve baba olduğunu, size de bir aile dendiğini anlarsınız. artık onlar gibi bir şeyler söyleyebiliyor hatta onlar olmadan gezinebiliyorsunuz.
Oyuncaklarınıza o kadar alışırsınız ki bir gün onlardan ayrılacağınız aklınızın ucuna bile gelmez. sizi "okul" denilen biyere gönderirler. Burada anlayamadığınız şeyler anlatılır önce. sonra onların siizin dilinizde konuşmaya başladığını farkedersiniz. gittikçe küçülmektedir insanlar, yavaş yavaş sizinle aynı boya gelmektedirler...
Şimdi size genç diyorlar. Lise derken Üniverstie dönemlerindesiniz. Burada pek çok sınavın ödülünü alacağınızı düşünürsünüz. Etrafınızda yeni insanlar vardır onlarla tanışmak ve eğlenmek istersiniz.
Zamanla genişler çevreniz. Yeni insanlar tanıyorsunuz, hatta bazıları size daha da samimi geliyor. karşı cinsten biri belki bir ara size çok tatlı bir acı hissettiriyor. Aşık oluyorsunuz.
Mutlu oluyorum derken birden her şey bitiyor. çökmekteyken "arkadaş" olarak tanımladığınız insanlar size destek olmaya başlıyor. acınızı hafifletmek, göz yaşınızı silmek için yanınızdalar. onlar da sizin duygularınızı paylaşıyorlar.
yaşadığınız acı ve üzüntülerin yanında sevinç ve başarılar arkasından tecrübeyi getiriyor. Artık bakış açınızı kontrol edebiliyorsunuz. İnsanlara nasıl davranmanız gerektiğini de. Hak edeni yüceltiyorsonuz, Hak edeni yeriyorsunuz. Kimine değer verseniz de ders alması için sivri dilinizi kullanıyor, kimine de saf iyiliği için aynı şekilde karşılık veriyorsunuz. Büyüyorsunuz...
Artık öyle doluyor ki kafanız insanlarla bildiklerinizi paylaşmak, sıkıntısı olanlara yardım etmek ihtiyacı hissediyorsunuz. Çeşitli vesilelerle tanıştığınız insanlara içinizden geldiğince iyi davranıyor dertlerini aşmaya çalışıyorsunuz. artık aranmaya başlıyorsunuz...
yeri geliyor yardımcı olmak istediğiniz iyi niyetle yaklaştığınız insanlar sizi farklı anlıyor ve olayları başka noktalara çekiyor. üzülüyorsunuz ama bağınızı da kopartıyorsunuz artık...
Artık diğer insanlar sizin boyunuza geldiler. size yetişkin diyorlar...
.............
Peri Kızı
Yine sıcak bir yaz günüydü
Güneş tepede cayır cayır kavuruyordu plajdaki insanları
Kimi bir şezlongda güneş banyosu yaparken
Kimileri şemsiyelerin altında arıyordu mutluluğu
Balıkçı teknelerini bağlamışlardı biraz ilerideki iskeleye
Fakat orada başka bir şey daha vardı dikkatimi çeken
Fazla büyük değil ufak birşey
Dikkatimi çekmişti çünkü güzledi
Dikkatimi çekmişti çünkü kaçamak bakışları ok gibi saplanmıştı gözlerime
Beynimin içine kadar girmişti
Hele o, ateş gibi, güneşin sıcaklığına karışarak yüreği dağlayan,
serinletici rüzgarı kavurucu bir ateşe çevirerek savrulan saçları?
Birden durdum, döndü bana baktı,
Evet evet eminim bu bir melekti
başını çevirdi, hafifçe tebessüm etti
Biraz çapkın, biraz emin biraz da derin bir bakış attı
sonra önüne dönüp bir serap gibi yok oldu
Afalladım, bir kaç dakika dona kaldım,
Dedim "heralde şarabı biraz fazla kaçırdım"
Ama sadece ben değildim onu gören,
Yanımdakiler de görmüştü onu,
O bakışları, o tebessümü...
Gözlerim tekrar onu aradı etrafta,
Onu hayatım boyunca göremedim bir daha,
Bir peri kızıydı o peri masalından gelen
Ve ben de anlatıcısıydım artık,
ne yürüyen ne gözleri gören...
Kimi bir şezlongda güneş banyosu yaparken
Kimileri şemsiyelerin altında arıyordu mutluluğu
Balıkçı teknelerini bağlamışlardı biraz ilerideki iskeleye
Fakat orada başka bir şey daha vardı dikkatimi çeken
Fazla büyük değil ufak birşey
Dikkatimi çekmişti çünkü güzledi
Dikkatimi çekmişti çünkü kaçamak bakışları ok gibi saplanmıştı gözlerime
Beynimin içine kadar girmişti
Hele o, ateş gibi, güneşin sıcaklığına karışarak yüreği dağlayan,
serinletici rüzgarı kavurucu bir ateşe çevirerek savrulan saçları?
Birden durdum, döndü bana baktı,
Evet evet eminim bu bir melekti
başını çevirdi, hafifçe tebessüm etti
Biraz çapkın, biraz emin biraz da derin bir bakış attı
sonra önüne dönüp bir serap gibi yok oldu
Afalladım, bir kaç dakika dona kaldım,
Dedim "heralde şarabı biraz fazla kaçırdım"
Ama sadece ben değildim onu gören,
Yanımdakiler de görmüştü onu,
O bakışları, o tebessümü...
Gözlerim tekrar onu aradı etrafta,
Onu hayatım boyunca göremedim bir daha,
Bir peri kızıydı o peri masalından gelen
Ve ben de anlatıcısıydım artık,
ne yürüyen ne gözleri gören...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

